« Önceki ::

TÜRK DEVLETİNİN DNA'LARIYLA OYNANIYOR -2-

Sorun Kürt’ü Türk’ten ayırma sorunudur...
Bir sürü laf ediliyor ama bir çuval lafın arasında Kürt
konusunun ne olduğu bir türlü anlayamıyorsunuz. Türkiye’de herkesin sistemden kaynaklanan sıkıntıları var, sorun müşterek. Ve biz de soruyoruz; geldiğimiz noktada Kürtlerin ne sorunu var, hangi demokratik açılımı, hangi sorun için istiyorsunuz? Bir Türk’ün sahip olduğu hangi hakka bir Kürt sahip değil “ diye soruya cevap verebiliyor musunuz?



Atatürk’ün mirasına en büyük darbe Erdoğan’dan
The Guardian ilginç bir yorum yapıyor. Gazetenin köşe yazarı Simon Tisdall, ” Türkiye’de bir barış süreci kökleşirse, bunun bazı çevrelerde Atatürk’ün tek dil ve tek bayrak altındaki tek halk idealini baltaladığı gibi görülecek “ diye savunduğu yorumunda şunları yazıyor: ” Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün aşınan ultra milliyetçi mirasına şimdiye kadar en büyük darbeyi vurmak üzere olabilir “ iddiasında bulunuyor. Açıkça, alenen pervasızca, tek dil ve tek bayrak altındaki tek halk ideali baltalanıyor. Lozan Antlaşması’nın 86 yıl sonra Atatürk’ün şekil verdiği gömleğin gevşemesine yönelik karşı konulması zor baskılar iç ve dış ihanet şebekelerince oyun içinde oyun oynanıyor.Yalan yanlış iddialarla, tek direnç gücü Türk Silahlı Kuvvetleri hırpalanırken, ülkenin birliği sarsılıyor, devletin varoluş-kuruluş ilkeleri tahrip ediliyor.



Bugün gelinen noktada yapılan tartışmalara ne anlam vermek gerekiyor?
Kürt konusu aslında nedir? Gazete köşe yazarları TV yorumcuları yıllardır Kürt konusunu tartışıyor. Konuşuyorlar,  tartışıyorlar, tamam da ne demek istiyorlar acaba! Yazarlar ve konuşmacılar; dönüp dolaşıp Kürt sorunu, Demokrasi, Anayasal perspektif gibi laflar ediyor. Bir sürü laf ediyorlar ama bir çuval lafın arasında Kürt konusunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Türkiye’de herkesin sistemden kaynaklanan sıkıntıları var.  Herkes bazı sorunlar yaşıyor. Ama bu genel sorunları kimse etnik sebeplere irca edemez. Çünkü sorun müşterek. Onca laf arasında fındıkkabuğunu dolduracak somut bir şey çıkmıyor.Ve biz de soruyoruz; Geldiğimiz noktada Kürtlerin ne sorunu var, hangi demokratik açılımı, hangi sorun için istiyorsunuz? Hiç kimse tek bir müşahhas örnek vermiyor, veremiyor. Bazıları diyor ki; ” Ama geçmişte yapılanları da unutmayalım, lütfen. Güzel de be kardeşim geçmişi bırakalım, bugün için soruyorum, bir Türk’ün sahip olduğu hangi hakka bir Kürt sahip değil “ diye soruya cevap verebiliyor musunuz? Kürt’ün Türk’ten ayrı bir kültürü varsa onu da yaşasın. Ama bu farkı bize de göstersin hangi kültürel farklar varmış biz de görelim? Çünkü müşahhaslaştırılmayan, yuvarlak, soyut ifadelerle geçiştirilen bir problemin çözümü de olmaz. Tarifi olmayan şeyin çözümü olur mu? Bütün bu ifadeler sorunun ne olduğunu gösteriyor: Kürt sorunu dedikleri şey, aslında Kürt’ü Türk’ten ayırma sorunudur.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ekonomik sorunlarının çözümüne ilişkin olarak neler yapılabilir. Bunu biraz da sosyal yapının dönüşümü olarak ele alırsak neler söyleyebilirsiniz?
Kürtçülüğün ideoloğu haline gelmeye çalışan ne kadar da ilginç tipler var. Bunlardan bir sosyolog var, sadece Kürt kimliğini savunmuyor; öyle olsa mesele yok. Uluslararası Sömürge Kürdistan diyerek Türkiye’yi sömürgecilikle suçluyor! Bankalardan kredi alarak, iş kurarak, ticaret yaparak zenginleşen Kürt vatandaşlarımıza ajan sınıf diyor! Bütün radikal Kürtçülerin tezidir bu! Kaç genci ateşleyip ölüme sürmüştür bu kör kışkırtma?! Halbuki İranlı Kürt lider Abdurrahman Qasimlu, geri kalmışlığın tarihsel sebebinin bölgenin dağlık coğrafyası olduğunu anlatır. Bu coğrafya hayvancılık dışındaki işlerin gelişmesine imkân vermemiş, aşiret hayatını, feodaliteyi dayanıklı hale getirmiştir. Ira Lapidius da feodaliteyi kırabilecek Osmanlı idare ve toprak sisteminin aynı coğrafi zorluklar yüzünden bölgede uygulanamadığını hatırlatır...



Tarifi olmayan şeyin çözümü olur mu? Bütün bu ifadeler sorunun ne olduğunu gösteriyor



Kürtçe dilde yapılacak eğitim sorunun çözümü için önemli mi? Türkiye’de Kürtlere Kürtçe eğitim verildiği takdirde demokratik haklar denen açılım daha mı sağlam olacak. Tek dilde yapılan eğitim mi demokratik hakların önünde bir engel olarak görülüyor?
Anthony Birch, ” Nationalism and National Integration “ adlı eserinde, Kuzey İrlanda’da bu iki kimliğin ’ayrı eğitim’ler yüzünden böylesine zıtlaştığını belirtir. Yakın zamana kadar eğitimi elinde tutan Katolik ve Protestan kiliseleri, öğrencilerini, etnik cemaat olarak, ötekine karşı sosyalize etmiştir! Okullarda iyi Katolik veya iyi Protestan yetiştirmenin iyi uzman, becerili insan yetiştirmeye engel olduğu fark edildiğinde iş işten geçmiş, kimlikler cepheleşmişti. Eğitim sistemimiz, özellikle de resmi tarih eğitimi, kendisini Kürt hisseden bir gence bir şey söylemiyor. Hatta karşıt duygu olarak Kürtlük hissiyatını adeta tahrik ediyor! Terörist başı hangi okullarda okumuştu?! Kürtçü yayınlara bakın, eğitim faktörünü açıkça görürsünüz. Biz neyi anlattığımızı zannetsek de o kendi ön hislerinin süzgecinden geçirerek alıyor veya reddediyor! Hangi tanım denmesi, onu ikna mı etti? Yoksa geri mi tepti? Ne yapmalı? Kuzey İrlanda’nın vahim hatasını tekrarlayarak Tevhid-i Tedrisat’tan vazgeçip ayrı etnik okullar açılması asla düşünülemez. İkincisi, müfredat meselesidir. Özellikle tarih eğitimi, kendini Kürt hisseden bir gençte Ben yokum duygusu yaratarak ayrı bir tarih arayışına yol açıyor.Ve dün gizli, bugün açık etnik tarih yayınları ona cazip geliyor: Cemşit Bender’in matematiği de Kürtlerin icat ettiğini veya Mehrdat İzady’in antik Mezopotamya medeniyetlerini Kürtlerin kurduğunu savunan zırvaları gibi! Bu medeniyetleri Türklerin, Arapların yahut Yahudilerin, Fransızların kurduğunu söylemek kadar zırvadır ama modern ideolojiler böyledir; geçmişteki bir eşkıyayı bugün sınıf kahramanı veya ulusal kahraman yahut özgürlük savaşçısı kılığına sokabilir! Bilimsel planda zırva olması çok önemli değil; etnik kimliği militanlaştırması önemlidir. PKK’nın taban kazanmasındaki çeşitli sebeplerden biri, bu psikolojik-pedagojik mekanizmadır. Peki, nasıl bir milli tarih, milli kimlik, nasıl bir vatan anlayışı sorusu  cevapsız mı kalacak? Bu konularla ilgili her kafadan ses çıkmaya devam ediyor. Türk Milleti’nin Osmanlı dönemi parçalanması gibi Cumhuriyet dönemimde de ikinci büyük parçalanmasının önü açılmıştır. Kürt açılımı diye gündemi meşgul eden tarih, sosyoloji, coğrafya, jeopolitik ve jeostratejiden habersiz kişilerin girişimleri; ihanet mi, vatanseverlik mi olduğu çok iyi anlaşılmalıdır.



Tevhid-i Tedrisat’tan vazgeçip ayrı etnik okullar açılması asla düşünülemez



Birbirlerini anlamıyorlar
AKP, Türkiye’de Kürtçe kursların açılmasına izin verdi. Açılan tüm kurslar katılım olmadığı için kapandı. Çünkü Kürtlerin ortak bir dili yok. PKK’lı teröristlerin anlaşma dili bile Türkçe.



Kürt ulusu diye bir ulus yok
Son günlerde yoğunlaşan bir Kürt açılımı sözü gündemde! Öylesine ki; yüzyıldır ABD’nin İngiltere’nin İsveç’in, Fransa’nın, Ermenistan’ın, İsrail’in yapamadığını Türkiye’ye yaptırmak istiyorlar. Ne mi yaptırmak istiyorlar? Kürt ulusu yaratmak! Peki böyle bir ulus var mı? Kürt ulusu diye bir ulus yok.. Nasıl mı yok? Bakın; İngiliz muhipler cemiyeti, Kürt teali cemiyetinin 1900’lü yıllardan başlayan çalışmaları var. Paris, Oslo, Erivan, Vatikan, Telaviv’de Kürdoloji Enstitüleri kuruldu. Yıllardır çalışmalarına karşın bir Kürtçe gramer, sözlük ortaya koyamadılar..Erivan’ın geçen yıl çıkardığı sözlük Türkçe, Arapça, Farsça ve yerel dil karması.Kuzey Irak’ta, dünün teröristleri Talabani ve Barzani aşiretleri birbirini anlamıyor. Arapça ortak dil.ABD, İsrail, İngiltere bir türlü ortak dil gerçekleştiremedi. AKP; Türkiye’de güneydoğu da Kürtçe kursların açılmasına izin verdi. Açılan tüm kurslar katılım olmadığı için kapandı. Neden Çünkü ortak bir dil yok. Güneydoğu kökenli sanatçılar kasetler yaptılar, okunmadı, satılmadı, vazgeçtiler. TRTŞeş büyük bir gösteri ile açıldı.. Kırmançça’nın Diyarbakır ağzıyla yayınını kimse anlamadı. Diğer lehçe Zaza’ca yayına koydular yine izlenmedi..DTP; TBMM’de basın toplantısıyla Kürtçe gazete çıkardık dediler. Satılmadı okunmadı anlaşılmadı, satılmadı.Terör örgütünün anlaşma dili Türkçe.. ROJ TV birçok lehçede yayın yapıyor ama genel yayını Türkçe. Peki ama neden? Çünkü; Kürtçe diye bir dil yok. Sadece bölgede farklı topluluklar var. Zazaca, Kırmançça, Solhanice, Dimillice, Bohtanice var. Ve her biri bir diğerini anlamıyor,  birkaç kelime dışında! Şimdi siz hangi dilden, hangi ulustan bahsedeceksiniz! Sonra da çıkmışlar; Kürt açılımı diyorlar. Neyin açılımı bu? Türkiye’de yüzde 6’lık topluluk o da kendi aralarında bütünlük taşımıyorsa neyin açılımı olacak bu?

Kürt açılımı’nın tarihi gerçekleri olduğu da son günlerde yine sıkça ifade buluyor. Buna nasıl bakmak gerekir?
Avrupa ve Asya tarihi Türkler olmadan yazılamaz diyen batılı tarihçilere inat, Türkiye’deki bazı aklı evveller uçuk tezleri ile kafa karıştırıyor! Selçukluların ve Osmanlıların ne olduğu, ne yaptığı hem Türk tarihçilerce hem de batılı tarihçilerce kapsamlı bir şekilde yazılmış ortaya konulmuştur. Farklı yorumlarda olsa 1000 yıllık tarihte, bilinmezlikler kalmamış gibidir. Halbuki, bugünkü ” millet “ varlığımız Anadolu’nun yerli kültürlerini de özümseyen Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinin evriminin eseridir. Anadolu insanına bir ” aidiyet “ ve ” vatandaşlık “ duygusu vermede, içinde yer aldıkları bu tarih çizgisi esastır. Bu çizgi de yani; Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerindeki algılamalara göre konuyu değerlendirmek gerekir. Yani, ” etnisist “ değil, ” Türkiye “ odaklı bir tarih... Böyle bir tarih yazımında iki konu hayati derecede önemlidir: Türklerle Kürtlerin buluşması... Bin yılı birlikte yaşamaları...Türk-Kürt buluşması ” Etnisist “ tarihçiliğin Kürtçü versiyonu, Doğu Anadolu’nun otantik Kürt yurdu olduğunu, Türklerin 1071’den itibaren gelip ’işgal’ettiğini yazarlar; tarihe ” buluşma “ gözüyle değil, ” çatışma “ gözüyle bakarlar. Halbuki antik Kürtlerin orijinal yurdu, Van Gölü’nün epeyce aşağısında ve Batı İran’da dağlık Carduchi coğrafyasıdır. Brownson bunun haritasını da yayımlamıştır.



TRT ŞEŞ büyük bir gösteri ile açıldı.. Kırmanççayı kimse anlamadı. Zazaca koydular yine izlenmedi

 
prof.dr.NURULLAH AYDIN          , B.A. BAYRAK PİRAHMETLİ KÖYÜ TAŞKÖPRÜ KASTAMONU

Yorum (yok) Yorum yaz!

TÜRK DEVLETİNİN DNA'LARIYLA OYNANIYOR -1-

 
 




Kürt açılımı girişimi bir ABD İngiltere ve İsrail projesidir
Nurullah Aydın: Daha fazla demokrasi daha fazla özgürlük sloganına sığınan AKP, Türk Milleti’nin ortak dokusunu parçalıyor. Devlet kurumları arsındaki güvensizliği körüklüyor. Devleti çatırdatıyor.  ABD’nin yüzyıllık rüyası, İngilizlerin hayali gerçekleşiyor



Türkiye’yi son günlerde oldukça meşgul eden Kürt Açılımı konusunu Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Nurullah Aydın, küreselleşme boyutuyla değerlendirdi. Türkiye’de sorunu küreselleşme boyutuyla anlayabilmek için öncelikli olarak Türk toplumunun kolektif zihninin ve bilinçaltının dönüştürme ya da bölünmeye hazırlanma yöntemlerinin iyi bilinmesi gerektiğini ifade eden Aydın, öncelikle Türk toplumunun hafızasıyla oynayabilmek için DNA’ların hedef seçildiğini kaydetti. Bunun sonucunda toplumun hazırlanmasıyla Kürt Açılımı adı altında ABD, İngiltere ve İsrail’in projesinin hayata geçebileceğini savunan Aydın, işbirlikçi yazar ve çizer takımının da bu konudaki katkılarını Türk toplumunun görmezlikten gelmemesi gerektiğini kaydetti.   



SON günlerdeki tartışmalarla birlikte bazı konular bir kez daha gündeme geldi. Bunlardan bir tanesi de toplumsal bilinçaltını bölünmeye hazırlama adı altında yapılan tartışmalar. Sizce bilimsel olarak mümkün müdür? Yani toplumun kolektif zihnini bölünme kavramıyla şekillendirip bunu hayata geçirebilir misiniz?
* Bugün küreselleşmenin önündeki en büyük engel milli/ulusal direnç noktalarıdır. Direnç noktalarını çözmek içinde belli merkezler, yeni yöntemler, taktikler geliştiriyorlar. Öylesine ki bu konuda bilimsel çalışmalar, makalelerde yer alıyor. Pentagon’a ve NATO’ya bağlı enstitülerde çalışan fizik bilimcilerin yazdığı “Fraktel Yapılar, Yeniden kaos,”  “Kosmozdan kaosa, kaostan kozmoza”, “Spin camları altında bunalım ve kaos”  “Evrende her şey tekildir”, “Multiple Intelligence/ Zeka çok parçalıdır”, “Çatışma Teorisi”, “Çocuk bireydir” gibi makaleler, üniversitelerimize akmaya başladı. Ve Nato’nun fizikçileri keşfettiler ki insan beynine görsel ve işitsel yoldan tahrip kalıpları göndermek mümkündür. Ne diyorlar;  Parçaları asla birleşemeyecek asimetrik objeleri veya çağrışımları beyne gönderirsen beynin zemini parçalanır.!  Asimetri beynin düşmanıdır, beyne uyumsuzluk gönderirsen matematiksel dengeler kırılır! Negatif çağrışımlı sözcük, bellekteki ilgili pozitif kavramı siler. İnsan beyni ışıkla çalışan bir mekanizmadır, bu ışığı karartan karanlık renk ve simgeler beyne gönderilirse beynin ışığı karartılabilir..  Evrende var olan ışık içerisinde insanda olan her şey vardır, ışık zararlı titreşimlerin taşıyıcısı olarak kullanılabilir. İnsanların birbirine negatif enerji gönderecekleri, sürekli çatışma ortamı oluşturun; Akademik adı çatışma stratejisi, medyadaki karşılığı dedikodu programları.
* AKADEMİK karşılığı dedikodu programı dediğiniz bu olgu toplumda nasıl bir etki yaratır, bunu açmanız mümkün mü?
Kullanılan taktikler : Bilgiyi o kadar ufak parçalara ayır ki parçalar birbiri ile buluşamasın! Bozuk Boz-Yap oyunları kullan! Tarih kavramını boz, hem dikey hem yatay olarak asimetriler yarat ki tarihsel süreç algılanamasın! Değişik tarihlerde yaşanmış olayları aynı ünite içerisinde anlat ki zaman mefhumu kalmasın. (Zamanda sınırsızlık beyni dağıtır.) Dil; beynin zihinsel faaliyet aracıdır, dili boz-parçala-kır. Yazı; beynin bütünü algılama özelliğine aykırı hale getirilsin, cümleler, kelimeler ve heceler harflerine kadar farklı renk-punto-karakterlerle parçalara ayrılsın! Eğitim; onu yıkmaya herkesin zihinsel olarak hazırlanması gerekir, bunun için Türk sosyal müfredat programının aleyhinde kampanya başlat, genel kabul görecek simge sözcük seç, yıkılacak olan bu imiş gibi imaj yarat. (Seçilen sözcük: Ezberci Eğitim!)   
* TOPLUMDA yaşayan bireylerin zihninin şekillendiği organ olan beynimiz artık siyasal söylemlerin ve uluslararası küresel diktatörlerin bir oyun alanı haline mi geliyor?
Beyne sürekli negatif enerji yükleyen sözcükler gönder, pozitif enerjiyi körelt, olumlu / pozitif sözcükleri bozarak anlamsızlaştır,  bu yolla zihinsel faaliyeti yok et! Negatif çağrışımlı sözcükleri bu amaçla silah olarak kullan! Ders kitapları bu amaçla yazılmaya geçilmeliydi, YÖK Dünya Bankası dairesi açıldı, 1995-2005 arasında “Çoklu Zeka” adıyla beyin çökertme yöntemleri itibarlı tez konusu olarak üniversitelerimize ve MEB içerisine yerleştirildi. Dengesizliği yazı ve resimlerle, topluma bombardıman et.(1.Sınıf Türkçe kitabının ilk sayfasında dengesiz duruştaki bir çocuk karikatürü yerden çöp topluyor!) Türk insanının beynindeki doğru tarih bilgilerini paramparça etmek üzere geliştirilmiş bir psikolojik bombayı nihayet üretebilmişlerdi: Bu bombayla parçalara ayrılan zihinde bellek kayıtlar otomatik olarak dağılacaktı! Sonrası, domino taşı gibi yıkılmaya devam ederdi.  Kitlesel zihin çökertme silahına Dikkat! Türk Devleti’nin DNA’ları ile oynanıyor.



Sürekli çatışma ortamı oluşturun; Akademik adı çatışma stratejisi, medyadaki karşılığı dedikodu programları



Eyaletler kanunu dayatması
* Sonunda bunu da yaptılar! Demirel ve Özal savundu, Gül-Erdoğan da hayata geçirdi  Kalkınma Ajansları marifetiyle eyaletleşme projesi, AKP iktidarından önceki iktidarlar döneminde de savunulmuştu. Hani Turgut Özal, daha DPT’de çalışırken Güneydoğu için ABD’deki Tennesse Eyaleti’nde uygulanan kalkınma projesini önerince dönemin Başbakanı İsmet Paşa, “Bayrak da verelim mi?” diye sormuştu ya! Hani Turgut Özal, Cumhurbaşkanı iken Federasyonu tartışalım demişti ya!Hani Recep Erdoğan Hükümeti, ülke içindeki bütün siyasi veya sosyal gruplara kendi kaderlerini tayin ve kendi bölgelerindeki ekonomik varlıklara sahip çıkma hakkı tanıyan ikiz yasaları kabul ettikten sonra, kamu yönetimi reformu ile Türkiye’yi “81 ile 81 devlet” dediğimiz bir yönetim tarzına doğru sürüklüyor ve bunu “Kalkınma Ajansları” adı altında ve Melih Gökçek’in Ankara’ya davet ettiği MOSSAD Başkan Yardımcısı David Kimche’nin (asıl adıyla David Kamhi’nin) Globalleşme projesi ile tamamlamaya çalışıyor ya!Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizm, AKP hükümetince de resmen uygulamaya konuldu. Hükümet, 23 ili kapsayan 8 bölgede Kalkınma Ajansı kurdu. Merkezi idare, güç kaybediyor...Kendi meclisleri olacak! Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizm, AKP tarafından “Kalkınma Ajansları” adı altında resmen uygulamaya konuldu. Proje kapsamında Türkiye, 8 ayrı bölgeye bölündü. Bu bölgelerde 100 üyeli kalkınma kurulları oluşturulacak ve ’kalkınma için’yabancı ülkelerle bile direkt temasa geçilebilecek.   
* KALKINMA Ajanslarını tarihsel örnekleri ve sonuçları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Osmanlı’ya da dayatılmıştı  Kalkınma Ajansları, uzmanlar tarafından  Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Avrupa tarafından dayatılan bir genelgeye benzetiliyor. Merkezi iradenin etkisini zayıflatıp, yerel yönetimleri kısmen bağımsız kılan genelgeyle  20.06.1913 tarihinde Sadrazam Sait Halim Paşa tarafından yayınlanan Geçici vilayet kanunu  ile devam eden parçalanma ve çöküş süreci daha da hız kazanmıştı. Şimdi siz bu zihniyetin; ülkenin birlik ve beraberliğini koruyacağına, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne sadakatle hizmet ettiğine edeceğine inanıyor musunuz? Biliyorsunuz, Kalkınma Ajansları Türkiye’yi önce 26’ya sonra 12’ye böldü. Paflagonya Projesi sırasında ortaya çıkan bir belgede ise Türkiye 16 bölgeye bölünmüş ve isimleri de tek tek sayılmıştı.  Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan,Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor. Peki bu fenomen yeni mi? Hayır, 20’nci yüzyılın başında İngiliz gizli servisinin kontrolünde olan Prens Sabahaddin’in görüşleri doğrultusunda proje önce Lübnan’da uygulandı ve Lübnan elden gitti! Abdülhamit, projeyi rafa kaldırınca halledildi ve gerisini savaşla tamamladılar! Şimdi elimizde kalan vatan parçasını yine aynı yöntemle parça parça etmeye çalışıyorlar...



Sadrazam Sait Halim Paşa’nın   ‘Geçici Vilayet Kanunu’ genelgesi parçalanma ve çöküş sürecini hızlandırmıştı



* SOSYAL ve siyasal hayatta yaşadıklarımıza açıklamalarınız doğrultusunda bakarsak kaos ortamının hazırlayıcıları olayları bir bütün içerisinde görmemizi engelliyor mu?
AKP’yi kapatma davası, Abdullah Gül’ün davası, cumhurbaşkanı seçimi, Ümraniye davası, Deniz Feneri davası, dokunulmazlıklar derken hukuk-yargı ülke gündeminde tartışma konusu oldu. Silahlı Kuvvetlere yönelik ağır suçlamalar, ithamlar, savcı ve hakim atamalarıyla devletin kurumları sarsılmaktadır. Neyin amaçlandığı ise gözlerden uzak tutulmaktadır. Bakın AKP yetkililerin hemen her konuda yaptıkları açıklamalarla, toplumsal-tarihsel belleğimizde kaos yaratılmaktadır.   Açıklamaların bizzat kendisi bir tür zihinsel kaos yaratma silahıdır. Toplum olarak hepimiz aynı zihinsel saldırı altındayız. İnsan beyni olaylar arasında mantıklı matematiksel denklemler kurarak, eşleştirme yaparak zihinsel faaliyet yapar. Açıklamalarda  ise, bütünsel olan hiç bir şey yok, bağlantı yoktur, parçalar orda burada uçuşuyor! Yani açıklamalar beyni dağıtmak üzere kurgulanmış! Sürekli asimetrik durumlarla insan beyni aptala döner, burada bunun amaçlandığını açıkça görüyorum. Dikkat ediniz, yorumların başı ile sonu arasında bağ yoktur, sözcükler arasında bağ yoktur, ne ile suçlandığınızın bile mantıklı bir tarifi yoktur, iddia edilenler arasında bağ yoktur, görüşlerin başı ile sonu arasında bağ yoktur! Bu kadar bağlantısızlık beyinde kaos yaratır, Akıl denilen zihinsel faaliyet bağcıklarını kırar! Görüşlerdeki tutarsızlıklara düzgün bir mantıkla cevap vermek mümkün değildir.

AKP’nin açıklamaları beyni dağıtmak üzere kurgulanmış!




* ANLATTIKLARINIZ doğrultusunda son günlerde tartışılan Kürt Açılımı söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha fazla demokrasi daha fazla özgürlük sloganına sığınan AKP, Türk Milleti’nin ortak dokusunu parçalıyor. Devlet kurumları arsındaki güvensizliği körüklüyor. Devleti çatırdatıyor. Wilson prensipleri hayata geçiriliyor. ABD’nin yüzyıllık rüyası, İngilizlerin hayali gerçekleşiyor. Önce çekiç güç adıyla Irak’ın kuzeyinde tampon bölge oluşturuldu. Peşmergeler, Guam adalarına götürülüp eğitildi. İsrail İstihbarat örgütü Mossad eğitti. Yetmedi, işgal sonrası bölgede devlet oluşumu için eğitim verildi, lojistik destek sağlandı. Sonrası mı? Sıra Türkiye’ye geldi. Bu kez  AKP; ABD, İsrail ve İngiltere şer üçgeninin dediğini yapmak zorunda bırakıldı. Birbiri ardına açıklamalar yapılıyor. Ekonomi geriliyormuş, küçülme varmış, daralma tehlikeli boyuttaymış, bütçe açık veriyormuş, yatırımlar durmuş, yabancı sermaye gelişi kesilmiş, cezaevlerinde tutuklu sayısı katlamalı artıyormuş, suç işleme oranı yükseliyormuş deniliyor. Deniliyor da deniliyor... Bunların AKP’liler için hiç ama hiç önemi yok. Terör örgütünün taleplerinin yumuşatılarak kabul edilerek çözülmesi yoluna gidiyorlar.,Ülkenin dört bir yanı sorunlar yumağı içinde iken, uğraştıkları işe bakın. Gazetelerin çok bilmiş, her konunun uzmanı  köşe yazarları, TV bülbülleri ahkam kesiyor akıl veriyorlar, yol gösteriyorlar.


prof.dr NURULLAH AYDIN    www.yenicaggazetesi.com  B.A BAYRAK PİRAHMETLİ KÖYÜ TAŞKÖPRÜ KASTAMONU

Yorum (yok) Yorum yaz!

Öymen, Bülent Arınç ve...

Öymen, Bülent Arınç ve...

Kim ne derse desin Onur Öymen büyük bir çam devirmiş, söylediği sözler Yaşar Büyükanıt’ın e-muhtırası gibi, AKP’nin değirmenine su taşımıştır.
Savunmak, hadi savunmak da demeyelim, kendini anlatmak için Atatürk’e sığınması da yanlıştır. Haklıdır haksızdır demiyorum, desem, bu kendi bakış açım olur, ille de bir ipucu derseniz, derim ki, yazımızın konu ve üslubu yeterli ipucudur.
Bunlar teferruat, Sayın Öymen’in bu konuşması ile, Bir: Kendi siyasi geleceğine darbe vurduğu... İki: CHP’ye zarar verdiği... Üç: AKP’ye koz sunduğu... Dört: DTP ve PKK’ya malzeme ürettiğidir, esas olan.
Bu satırları okuyunca Öymen belki, “Yahu ben neler yapmışım da haberim yokmuş” kızgınlığı yaşayacak, ama bunda bizim suçumuz yok, AKP sözcüleri ve DTP/PKK yayınlısı gazete ve televizyonların tutumları ortada. Rüzgârı arkalarına almış, tozu dumana katıp tutuyorlar. Öymen ise yapayalnız. Böylesine tecrübeli ve birikimli bir diplomat siyasetçinin hiç istemediği bu sonuçları doğuracak bir söz söylemesi maddi olarak ölçülüp tartılabilecek bir şey değil, herhalde, kader denen şey bu...
Gelelim Bülent Arınç’a..
Seçim gezisinde kendi yaşlarında vatandaş, kalabalığın arasında Arınç’ı görünce protestosunu yapıyor, pek de yüksek olmayan bir sesle yapıyor bunu. Konuyla ilgili haberi Sabah gazetesinden verelim ki, muhalif basındır, çarpıtmıştır falan denilmesin:
“Arınç’a, CHP’lilerin bulunduğu bir kahvenin önünde öğretmen olduğu öğrenilen bir kişi, ‘İçeride öğretmenler var ama senden korktukları için dışarı çıkamıyorlar’ dedi. Arınç öğretmene ‘Terbiyesizlik etme’ dedi.” Herkes her politikacıyı sevmek, onu alkışlamak mecburiyetinde midir? Hem demokrasi nutukları atılıyor hem muhalefet istenmiyor bir görüntü var Türkiye’de ve bu görüntünün o kadar maddi delili mevcut ki elde..
Arınç’ın çevresi partili bir gurup tarafından kuşatılmış, halkın arasında dolaşıyorlar, bir vatandaş da, kalabalığın arasından öyle bağıra çağıra da değil bir iki metreden duyulabilecek bir sesle tepkisini gösteriyor. Arınç da, “Terbiyesizlik etme” diyor, hem de iki defa. Ya ne yapsaydı demeyin sakın?
Duymazlıktan gelip yoluna devam edebilirdi. Bu sıradan bir politikacının tavrı olurdu. Protestocunun yanına gidip elini uzatsaydı, hatta o kahvehaneye girip, “Ey öğretmenler, benden niye korkuyorsunuz, etim ne budum ne, hepimiz faniyiz” deseydi, yani, Hz. Muhmmed(s.a.v)’in yaptığı gibi, karşısında titreyen kişiye, “Korkma, ben kral değilim. Kureyşli kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” yaklaşımı sergileseydi, şık olmaz mıydı?
O sahneyi televizyonlar verdi, on milyonlarca insan, öğretmenin Arınç tarafından “Terbiyesizlik etme” diye aşağılanmasına şahit oldu, mahşerde bunun bir hesabı olacaktır.
Arınç protesto karşısında Peygamber metodu uygulayabilseydi bu özlenen, memleketin tam da ihtiyaç duyduğu bir politikacının tavrı olurdu. Hiç olmazsa duymazlıktan gelip yoluna devam edebilseydi. Ufacık bir protestoya “Terbiyesiz” tepkisi vermesini artık siz nereye koyarsınız bilemiyorum ama ben hem üzülüyor, hem de şaşırmıyorum. Çünkü Başbakan bile kendisini eleştiren çocuğu yanına çağırıyor, boğazını sıkıyor, işte böyle bir ülkede yaşıyoruz..
Onur Öymen’in Dersim’le ilgili sözleri CHP sıralarında alkışlandı, bunun siyasi hesabı soruluyor, Sayın Erdoğan ve Arınç’ın böylesi incitmeleri ise AKP’liler tarafından alkışlanıyor basının önemli bir kesimi tarafından görmezlikten geliniyor, hesabı sorulmuyor, sorulamıyor, buna da şaşırmıyorum, çünkü bazı hesaplar mizan terazisinin başında görülür, biliyorum.


     

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ne olduda Alevi'den çok Alevici kesildiler?

Ne oldu da Alevi'den çok Alevici kesildiler?

Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradenin asıl sahiplerindendir. Aslında sadece Türkiye’nin kuruluşunda değil, Osmanlı’nın kuruluşunda, Balkanların fethinde de Alevilik-Bektaşilik vardır. “Alperen” kavramı da bir Alevi-Bektaşi kavramıdır. Demek istediğim odur ki “milli birlik, bütünlük” dediğimiz zaman bunun kumunda, çimentosunda, harcında, temelinde Aleviler de vardır.
Ülkenin de devletin de sahibi olan Alevileri azınlık haline getirmeyi kim istiyor? Avrupa Birliği ve ABD değil mi? Peki AKP destekçisi medyada bugüne kadar içtenlikle bir Alevi muhabbeti gördünüz mü? Ne oldu da birdenbire Aleviden çok Alevici kesildiler?
Çünkü Habur’daki görüntülerden sonra Kürt açılımında tıkandılar; büyük bir toplumsal tepki ile karşılaştılar.
Yeniden toplumsal destek sağlamak için istismar edebilecekleri bir konu, bir kitle arıyorlardı. Derken Onur Öymen’in “Dersim’de analar ağlamadı mı?” sözünü çarpıtarak bu fırsatı bulduklarını zannettiler.
Cumhuriyetle ve Atatürk ile hesabı olan kim varsa, yeniden ortaya çıktı.


* * *


* “Aleviler tuzağa düşmemeli” başlıklı yazımla ilgili olarak çok sayıda ileti geldi. Kanada’dan Profesör Ali Polat, “CHP milletvekili Sayın Onur Öymen’e defalarca elektronik ileti gönderdim ama ‘posta kutusu dolu’ cevabını aldım. İletilerim geri döndü. Sizin ‘Aleviler tuzağa düşmemeli’ başlıklı yazınızı okuyunca mesajımı size iletmek istedim. Bir Alevi olarak, sayın  Öymen’in söylediklerine yürekten katılıyorum ve Atatürk’ün mirasına sahip çıktığı için kendisini içtenlikle kutluyorum. 1937 ve 1938’de Tunceli’de yapılan isyan kesinlikle bir Alevi isyanı değildi. Gerçek Aleviler, sayın Öymen ile aynı görüştedir”  diyor.  
* Süleyman Çiçek ise “Sayın Öymen ne söylediğini bilen bir devlet adamı. Tespitiniz doğru. Alevileri CHP’den uzaklaştırmak istiyorlar. Yandaş medya bunun için kışkırtıyor ama CHP içinde durumdan vazife çıkaranlara ne demeli?” diye soruyor. Çiçek, özellikle CHP’nin İstanbul teşkilatı üzerinden bir hazırlık yapıldığına dikkat çekiyor.


* * *



Demek ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni çözmeyi planlayanlar, bölücü tabanı genişletmek için Alevileri de kendi hedeflerine alet etmeye çalışıyor. İyi ama Dersim isyanını Kürt aşiretleri çıkarmıştı! Konu ile ilgili yorumlarda isyanın reisi Seyit Rıza’nın idam edilmeden önce “Kerbela evladıyız” dediği de sık vurgulanıyor ki Alevilerin vicdanı rahatsız olsun ve propagandalara destek versinler! Seyit Rıza Kürt idi. Bu duruma göre Hz. Ali de Arap değil Kürt oluyor! Seyit diye Hz. Ali soyuna denildiğine göre ikinci ihtimal Seyit Rıza’nın Arap olmasıdır ki bu da mümkün değil!
Seyit Rıza, Tunceli’de devlet otoritesini kabul etmemiş, bağımsız bir devlet kurmak istediğini açıkça söylemişti. İngiltere’den de mektupla yardım istemişti! 30 bin silahlı adam ile devlete meydan okumuş, jandarmalara saldırarak, köprüleri yıkarak çatışmayı başlatmıştı.
Devlet, bölgeye ancak 25 bin asker sevk edebilmişti. Olay basit bir aşiret isyanı değil, ciddi bir kalkışma idi. Onun için sertlikle bastırıldı. İsyancı aileleri ise sürgün edildi. İsyana kalkışan, sonucuna da katlanacaktı.
Şimdi Cumhuriyet ile hesabı olanlar, Alevileri de kendi emellerine alet edebilmek için Dersim isyanını bir Alevi isyanı gibi göstermeye çabalıyor. Fotoğraf budur.


ARSLAN BULUT www.yenicaggazetesi.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

HARAÇ MEZAT PAZARI

Haraç mezat pazarı

(Tevfik Fikret’in Hân-ı Yağmâ şiirine nazire yerine)
Sizin bu memleket sizin, ocak sizin,
vatan sizin;
Çiçek başak, tohum tahıl, ekin sizin, alan sizin;
Takım takım, bölük bölük gelen sizin, kalan sizin;
Canım, kanım, yuvam sizin; yalan sizin, dolan sizin;
Satın efendiler satın, pazarlayın,
pazarlatın;
Yolunca, yoldurunca, soyduruncaya
kadar satın!
Bu banka, borsa, ektiğim tütün sizin
değil midir?
Bu cami, han, hamam... Sütun sütun
sizin değil midir?
Liman nedir, hudut nedir; bütün sizin değil midir?
Demir sizin, kömür sizin, odun sizin
değil midir?
Satın efendiler satın, pazarlayın,
pazarlatın;
Yolunca, yoldurunca, soyduruncaya
kadar satın!
Baraj, tünel, uçak, tiren, denizde
yol tutan vapur;
Şu köprü, şurda yükselen bina, otel, akan nehir;
Şu köy, bucak, şu ilçe, il, şu durmadan dolan şehir;
Şu toprağın içinde kök salıp duran
gümüş, bakır...
Satın efendiler satın, pazarlayın,
pazarlatın;
Yolunca, yoldurunca, soyduruncaya
kadar satın!
Uzun kavak, yeşil çınar, şu çam, kayın, akasyalar;
Çayır çimen, bayır yamaç, şu göl, gürül gürül pınar;
Şu sağdığım beyaz inek, merada
otlayan davar;
Sizin bu gök, sizin bu yer, yağış sizin, sizin bu kar!
Satın efendiler satın, pazarlayın,
pazarlatın;
Yolunca, yoldurunca, soyduruncaya
kadar satın!
Ne tarihî okul, ne köşk’85 Boğaz’da fon da kalmasın;
Evimde bir küçük odam ve bir salon da kalmasın;
Omuzda bir ceket, ayakta pantolon da kalmasın;
Çorap da kalmasın, kilot da, şort da, don da kalmasın!
Satın efendiler satın, pazarlayın,
pazarlatın;
Yolunca, yoldurunca, soyduruncaya kadar satın!


AHMET B. ERCİLASUN  www.yenicaggazetesi.com

Yorum (yok) Yorum yaz!